Norveç Rüyası

2021 senesinin başından beri hayalini kurduğum, pek çok nedenler ile sekteye uğrayan, pek çok kez vazgeçmenin eşiğinden döndüğüm Norveç keşfim hayatımın en enteresan, en güzel anılarını beraberinde getirdi.

Öncelikle, Haziran 2021’den beri Norveç’in kapılarını turistlere açmalarını bekledim. Bu süre zarfı içerisinde defalarca Norveç Fahri Konsolosluğu ile yazıştım. Beklenen haber Meksika gezimin dönüşü Eylül başı geldi. Schengen vizesi ile giriş yapabileceğim bilgisini aldığım anda daha önceden itibata geçtiğim Valhalla Orca Expedition ile yazıştım ve tüm ince detayları hallettim. Artık hazırdım, hayatımın macerası beni bekliyordu. Tek bir tatsız olay gerçekleşti, Başak, benim seyahat arkadaşım, ablam ne yazık ki vize alamadığı için bu seyahati tek başıma yaptım.

13 Aralık’ta THY’nin sabah uçuşu ile Oslo’ya uçtum. Uçağa binmeden THY görevlisinin “hanfendi Norveç turist almıyor yalnız, kapıdan dönme olasılığınız çok fazla” diyince bol baş ağrılı bir uçuş oldu. Norveç gayet de beni kapıdan aldı, tabi hemen akabinde bir Covid testi ile. Oslo havaalanı beklediğimden farklı bir şekilde, danışmanın, information center’ın bulunamadığı haliyle beni karşıladı. Covid-19 sebebi ile insansız sisteme geçmişler. Planladığım şekilde Oslo Pass’imi alamadan direk Oslo Central Station’a tren ile gittim. Oslo Central Station’da Oslo Pass’imle birlikte rahat bir nefes aldım. Malum toplu taşıma inanılmaz pahalı, hele ki ülkemin içinde bulunduğu ve bir türlü çıkamadığı ekonomik kriz ile birleşince benim için eski seyahatlerime kıyasla az para harcamalı bir tur oldu. Bu arada sevgili arkadaşlarım kur değişikliklerini an be an benimle paylaştılar. (“sen para basıyorsun herhalde, hayır basmıyorum- öncelik meselesi, hayat sana güzel, evet hakketen bana güzel, kızım manyak mısın, böyle zamanda Norveç’e mi gidilir, gidilir efem, her zaman gidilir, iş hayallerinin peşinden koşmak ise her zaman her yere gidilir:))

Açıkçası Oslo benim için esas seyahatime mental olarak hazırlanma durağı. Gideceğim yerler belli. Yemek dışarda yenmeyecek. Aman efendim bir somon da yenmez mi? Yiyeceğim. Daha sonra.

Vigeland Sculpture Park’a yürüyorum. Hava zaten saat 15:00 sularında kararmış. Google maps beni enteresan bir şekilde bu ülkede yarı yolda bırakıyor. Mezarlık yanından yürüyorum. Bu arada mezarlıkları severim, bana huzur verir, evimin mezarlık yanında olmasına şaşmamak lazım. İnsanlar hava sıcaklığına(!) bakmadan koşuyor. Ben yeni aldığım arctic botlarımla zar zor yürürken insanlar koşuyor. Bu memleketin insanı da anatomik olarak gelişmiş herhal. Park güzel, bol bol heykelli ve hiç kimse yok. Evet! Parkı kendime kapattım. Dönüşte meşhur alışveriş caddesi olan Bogstadvelen’den geçtim. Diğer Kuzey Avrupa şehirlerinde alışkın olmadığım şekilde akşam saat 7 sularında bile çevrede insan görebildim, hem de dükkanlar açıktı. Salı gününe İspanyolca ödevimi bitirerek giriyorum.

Stave Church. Soldaki ben.

Bugün en çok aklımda olan 2 yer görülecek. İlki Norsk Folkemuseum. Samileri biraz daha tanımak gerek. Ayrıca Stave Church’ü bir de yakından incelemek istiyorum. Burdan çıkıp yoluma Munch Museet ile devam ediyorum. Scream eserini %33.33 ihtimal ile görüyorum. 2 replika, 1 orjinal varmış. Görevliler de hangisinin sergilendiğini bilmiyor.

Munch’ün en aydınlık resmi

Munch eserleri ile Nordik ülkelerin karamsarlığını taşımış. Sergiyi gezerken yerleşmiş bir Türk asparagası “efem onlar çok intihar ediyor” esintisini hissediyorum. Burdan, kaybola kaybola National Theatre’ın önünde kurulan Christmas Market’e gidiyorum.

Gece ise Blå’ya geçiyorum. Ortam gerçekten çok güzel ve whisky sour’u farklı bir şekilde yorumlamışlar. Bu arada o kadar şansılıyım ki bir gece sonra ülkede alkol yasağı uygulanmaya başlıyor. Blå’da 3 Norveçli arkadaş ile tanışıyorum. 1 tanesi Viking (olduğunu iddia ediyor, ama tipi de benziyor ne yalan söyleyeyim)

Sağ öndeki arkadaş Viking soyundan geldiğini söylüyor

Ertesi gün esas yolculuğum başlıyor. Önce Tromsø’ya uçuyorum. Ardından Skjervøy’e (Şervöy) hızlı feribot ile geçiyorum, feribotta aynı hedefe kilitlenen, daha sonradan Arctic Ailem olacak olan 2 Amerikalı (O’Neal & Caliph) ile tanışıyorum. Geceyi kuş uçmaz kervan geçmez Skjervøy’de Maritim Otel’de geçiriyoruz. Sabah 05:30 ferrysi ile Segvlik’e geçiyoruz.

Geçer geçmez elbise ve malzemelerimizi ayarlıyoruz. En kritik olan forforlu hayat kurtarıcı Survival Suitlerimizi alıyoruz.

Valhalla, Segvlik yerlilerinin evlerini kiralamış. Amerikalı ailem ile direk girişteki eve yerleşiyoruz. Saat 8’de kahvaltı, saat 10’da bot ile hareket var. Bende yavaş yavaş adrenalin miktarı yükselmeye başlıyor. Kolay değil, çok uzun süre hayalini kurdum. Dünyanın pek çok yerinde dalış yaptım ama Orcalarla, noo!

Ben ve görünmeyen arkadaşlarım Yusuf & Yusuf

Kahvaltı sonrası Rodolphe emniyet brifingini yapıyor. Orcaları 3 şekilde görebiliyormuşuz: passing away, feeding, socializing.

Feeding esnasında ateş hattında olmamak kritik. Hayvanlar tehlikeli (insan kadar değil) bu sebeple saçma sapan hareketler yapmamak gerek. Su üstündeki şapırtılar orcaları kaçırıyor. Mümkün olduğunca sakin ve hareketsiz kalmak gerek.

10 mm yarı ıslak elbiseleri giymek için banyoda sıraya giriyoruz. Sıcak sabunlu suyu her tarafa yayınca elbise kolayca giyiliyor. Üstüne hood takınca bir de survival suit giyilince, daha suya girmeden terlemeye başlıyor insan. Dikkat! En zor adım iskeleye kadar dalış ayakkabıları ile düşmeden yürümek. Bu zorlu etabı da tamamlayarak botlara binme şansına sahip oluyoruz 🙂 Üşüyor muyum? Hayır. Heyecanlı mıyım? Evet. Kalbim deli gibi atıyor.

Ve yola koyuluyoruz. 45 dakika boyunca motor ile bir oraya bir buraya koşturuyoruz. Koşturuyoruz derken skipperımız Calin koşturuyor. Bana bir iç huzuru çöktü. Sadece çevremi izliyorum. Karla kaplı fyordları, yüzünü göstermeyen ama hafif bir pembelik veren güneşi, hayran bırakacak güzellikte parlayan ayı, havada süzülen balıkçıl kuşları izliyorum. O anda bana birşeyler oluyor. Ben buraya aşık oluyorum. Daha orcaları bile görmeden…

Ama o da ne! Bir orca grubu! Saat 1 yönünde. Hazırlanmak lazım, hazırlığı hızlı yapmak lazım. Suya ‘şap’ diye atlamamak lazım. Offf kaçacaklar!

Kaçmadılar… Dip dibe (2-3 metre yakından) 3 tane orca ile yüzdüm 🙂 Yüzmek kavramını değiştiriyorum. Eğer orcalar yüzüyorsa, bizim yaptığımız ne? Biz öylece takılıyoruz. Onlar resmen akıyor. Nefesim kesildi. Gerçekten inanılmaz güzel hayvanlar. Bir de bizimle sosyalleştiler. Rodolphe’nin ifadesi ile; ‘orcalar sadece senin onları görmeni isterlerse kendilerini gösterirler’. Sanırım onlar da istediler ve bizi merak ettiler. Gün boyunca (zaten kutup gecesi süresinde ancak 2.5-3 saate denk geliyor) irili ufaklı pek çok orca grubu ile yüzdük. Yaklaşık 6-7 atlama yaptık.

Dönüş yolculuğu esnasında orcalar bize bir hayli uzun şov yaptı. Spy hooping (orcaların casusluk yapmak ve etrafı kolaçan etmek için kafalarını sudan çıkartmaları), pektörel yüzgeç şovu ve kuyruk pozu efsaneydi.

İkinci gün, uzun süre orca aramakla geçirdik. Bugün daha bir bulutlu, daha bir soğuk. Bütün bir bot survival suitini çıkartmaya üşeniyor. Sadece O’Neal ve ben hazırız. Neden mi? Çünkü kambur balina sürüsü var ve Calin eğer kaçmazlarsa onlarla yüzebileceğimizi söyledi!!!! EVET!!! Hayatım boyunca beklediğim anlardan bir tanesi.

Calin’in nefes kesen kelimeleri “Guys, get ready… No, they’re diving. No, they are not. GO, GO, GO!”

Ve ben bu cümleleri yazdığım şu dakikalarda bile o anı gözlerim dolmadan hatırlayamıyorum:

BEN… 7… KAMBUR… BALİNAYLA…YÜZDÜM!

Illustration of a whale next to a human diver

Boyutu ile ilgili bir fikir sahibi
olunması adına

Ne kadar güzel, ne kadar cüsseli hayvanlar. Ve cüsselerine rağmen ne kadar zarif hareketleri var. Bizi farkediyorlar. Bize çarpmayacak şekilde hareketlerini ayarlıyorlar. Dünyanın en güzel pektörel yüzgeçleri beyaz beyaz su altında parlıyor. Nasıl kalbim atıyor, nasıl nefes alıyorum belli değil. Hayal gibi!

Bottaki şanslı ikili

Yanımızdan, altımızdan geçiyorlar. Sadece ben ve O’Neal suda. Kafamı sudan çıkarttığım anda çığlık atmaya başlıyorum. Kontrolsüzüm. Bir yandan gülüyorum, bir yandan ağlıyorum. Önüme gelene sarılıyorum. Botta dalmamış, bizi izleyen insanlar beni görüp ağlamaya başlıyor. Duygu seli hepimizi alıp götürüyor.

Akabinde o gün yapacağımız 2. ve son atlamamızı gerçekleştiriyoruz. Üç orca, bir tanesi anne, bir tanesi bebek! Ve onlar da bizle sosyalleşiyor. Ne gün ama!!! Bu arada halen ağlıyorum. “Tears of Joy

Bir sonraki gün hava koşulları olarak en kötü gün. Grubun bir kısmı soğuk yemediği için bota gelmiyor. Bugün suya atlamıyoruz. Ama Dünyanın en hızlı ve en büyük 2. balinası olan Finback Whale sürüsüne denk geliyoruz. Aynı kadraj içinde orca sürüsü, humback sürüsü ve finback sürüsü. Net Geo belgeselindeyim! Atlamak istiyorum. Beni tutuyorlar. Finback’e yetişmesi imkansız. Tamam, başka zamana…

Son gün erken dönmemiz gerektiği için erken yola koyulduk. Tam 5 kez suya atladık. 4’ünde 2 dişi bir yavruyu korudukları için her atladığımızda dibe daldılar. Ama son atlayışımız 2 erkeğe idi. Onlarla bir süre yüzdük ve bu atlayışın şimdilik (!) final atlayışı olmasına karar verdik. Dönüş yolunda ‘white tailed eagle-beyaz kuyruklu kartal’ bize eşlik etti. Rodolphe kartal ile yaptığı yarışta elbetteki yenildi.

Kutuptaki Ailem

Konaklamamız gayet kusursuzdu. Julie ve Rodolphe gerçekten çok güzel iş çıkarmışlar. Özellikle kamp girişindeki akşam yemeklerini yediğimiz Laavu (ortasında sobanın ve bacanın olduğu Sami çadırı) ve kahvaltılarımızı yaptığımız ve bottan döndüğümüzde waffle yediğimiz Whale House gerçekten çok sıcak atmosfer. Ama buraları sıcak yapan dekorasyonu değil. Julie, Rodolphe ve yanlarında çalışanlar: Cindy, Calin, Sonia, Giulia.

Tam bir aile havası var, şaka yapmıyorum. Julie ve Rodolphe işlerini amatör ruhla, severek yapıyorlar. İlk gece bildiğiniz her kalkma girişimimde omzuma bastırılıp “daha oturup viski içiyorsun” baskısı yemişliğim var:)

Sami dayımız Alfred’in sadece 1 kez konuşmasına tanık oldum. O da Brezilyalı aşçımızın bağırarak söylediği ‘Stand By Me’ şarkısına istinaden ‘ok, I will stand by you’ demesi oldu. O kadar iri yarı ve ciddi bir adamdan beklenmeyecek lafı duyunca kahkahama engel olamadım:)

Bundan sonra gelirsem, ki geleceğim, onlar burda olduğu sürece Valhalla’ya geleceğim.

Dönüş yolunda bizi küçük bir süpriz daha bekliyordu. Bulutlu havadan dolayı Segvlik’te bir türlü göremediğimiz Kuzey Işıkları bize kendini Tromsø ferrysinde gösteriyor! Orley, bu gözler Kuzey Işıklarını da gördü. Darısı Güney Işıklarına 🙂

Tromsø’da otellere ve AirB&B’lere sırasıyla uğradıktan sonra ilk kez dışarda yemeğe para veriyorum. Mekan Full Steam. Girdikten sonra ne yazık ki Balina da servis ettiklerini öğreniyoruz. Ama bu civarda menüsünde balina olmayan yer yok. Mecbur oturuyoruz. Yemekler gerçekten çok başarılı, alkol yasak. Olsun, biz zaten mutluluktan sarhoşuz.

Bu kadar muhteşem bir seyahat ancak bu kadar şahane bitirilebilir diyorum ve dönüş yolunda Covid-19 kapıyorum. 10 gün evde dinlenmek üzere raporluyum. Bana deselerdi ki mükemmel bir Norveç seyahati yapacaksın ama sonunda Covid-19 olacaksın, gidermisin? Cevabım net: EVET, yine olsa yine giderim!!!!

Kelimelerin kifayetsiz kaldığı Norveç rüyasının videosu:

Gitmeden önce ortamın nasıl olduğu ile ilgili fikir sahibi olmak adına kısa bir video:

http://behind-the-mask.com/orca-kingdom/

Okumalık Dinlemelik

Bubush’un Norveç Listesi

8 thoughts on “Norveç Rüyası

  1. Yaaa… Kambur balinalarla yüzdüğünüzü anlattığınız paragraflarda belki ağlamadım ama benimde gözlerim doldu. Muhteşem bir deneyim olmalı, önümüzdeki aylarda bir yıldız dalış eğitimi almayı planlıyorum ve her gün bunun hayalini kurarken böyle bir yazıya denk gelmiş olmak heyecanımı kat ve kat arttırdı.

    1. Çok teşekkürler, ne mutlu bana. Su altı gerçekten su üstünden daha güzel, hele ki son dönemlerde. Hevesli olmanıza çok sevindim.

  2. Harikasın Burcu 🌟cesaretin, keyfin bol olsun, daha nice heyecanlara💙💙💙

Leave a Reply