Altın Krallık Myanmar

2018 Ekim’inde Arjantin’e giderken uçakta yanımda oturan Brezilyalı bir gezgin, seyahat ettiği en güzel yerlerden birinin Myanmar olduğunu söylemişti. 2019 senesinde, biraz spontane olarak ramazan tatiline gitme kararı aldım, seyahat tarihimden sadece 3 hafta kadar önce. Başak’a fikrimi söylediğimde “Geliyorum” dedi. Tabi akabinde şunları da söyledi “Senden nefret ediyorum, hep uçak bileti pahalı olan yerlere gidiyorsun ama gelmezsem de çok içimde kalıyor”. Uçağı en uygun fiyatlı rota olan Bangkok’tan ayarlıyorum. Aslında dalışı da dahil etmek istiyorum ama ne yazık ki bu sezonda tüm tekneler Tayland’da.

Seyahatimiz o dönemde yeni açılmış olan İstanbul Havalimanından. Sinkov almadığımız farkediyorum. Eczaneye gitmem gerekiyor, Başak önden gidiyor. Son anons yapılıyor. Koşuyorum. Tam kapıda seyahat vizemi soruyorlar. Ok, hemen çantamın içindeki dosyamı çıkartıp göstereyim. Onay aldığımda içeri giriyorum ve Başak’ın yanına oturuyorum. Tam o sırada “Cabin crew, slide armed and cross check!” anonsu geliyor. Sanki bir eksiklik var, bir şeyleri unuttum ama neyi? Ahhh cep telefonum, uçak kapısında. Koşarak kapıya gidiyorum. Ne yazık ki çok geç… Kabin görevlileri de durumdan pek üzgün. Uçuş kuralları gereği kapı açılamaz. Artık dönüşte kavuşacağız telefonumuza. Bu durumun moralimi bozmasına izin vermiyorum. Başak’ta 2 tane cep telefonu var. Bir tanesi artık bu seyahatlik benim.

Plan dahilinde ilk gideceğimiz şehir olan Mandalay’a Bangkok üzerinden Bangkok Airways ile geçiyoruz. Havalimandan taksi tutuyoruz ve saat 15 sularında otelimiz Hotel by the Red Channel‘a varıyoruz. Otel yemyeşil bir bahçenin içinde ve yapının içi teak kokuyor. Otelde tapınak ziyaretlerimiz için kullanabileceğimiz uzun eteklerden ediniyoruz, malum şortlar ile girilemiyor. Tuk tuk ayarlayıp ilk durağımız olan ahşap manastıra (Shwenandaw Monastery) geçiyoruz. 1800’lü yıllarda inşa edilmiş, orijinal Kraliyet Sarayı’nın kalan tek büyük orijinal yapısıymış. Bu kısma kadar olan kısım internetten bulunabilir. Peki bizde yarattığı hisler? Tamamı teak ağacından çatı ve duvarlara yapılan Budist mitleri oymalarını görünce ağlamamak için kendimi zor tutuyorum. Bugüne kadar gördüğüm açık ara en iyi ahşap işçiliği.

Shwenandaw Monastery, tüm Myanmar’da en hayran kaldığım yapı...

Burdan dünyanın en büyük kitabına, Kuthodaw Pagoda‘ya geçiyoruz. 700 küsür taş yazıt, bembeyaz bir ortam. Kitap kurtları için bulunmaz nimet, tabi Birman alfabesini ve dilini bilen kitap kurtlarına… İnsanların yanaklarında sarı renkli şekiller görüyorum ve bu şekillerin ne olduğunu soruyorum. Tanaka diye bir ağacın özütünden yapılan macunun yanaklara sürüldüğünde güneş koruyucusu görevi gördüğünü öğreniyorum. Tabi ki eksik kalmamak için hemen yanaklarıma sürdürüyorum. Burdan Kuthadaw Padoga’nın tam karşısında bulunan Sandamuni Pagoda’ya gidiyoruz. Son olarak da Mandalay Hill‘e çıkıyoruz. Mandalay tepesinden manzara gerçekten inanılmaz. Pek çok Budist rahip ile karşılaşıyoruz. bir kısmı İngilizce pratik yapmayı çok seviyor, öyle ki bir tanesi yanıma yaklaşıp konuşup konuşamayacağımızı soruyor. Seve seve kabul ediyorum. Bu genç arkadaşın sporcu gibi kaslı bir yapısı var. Dayanamayıp soruyorum, spor yapıyor mu diye. Bana müridi olduğu Budist mezhebinde sporun yasak olduğunu söylüyor. Tabi gizli gizli futbol oynadığını da hemen ekliyor. Yol yorgunları olarak otelimize dönüp günü sonlandırıyoruz.

Tanakalarım ve dünyanın en büyük kitabında olduğum gerçeği ile mutluluk sarhoşu oluyorum, ah bir de okuyabilsem…

Ertesi sabah erkenden yola koyuluyoruz. Sırasıyla Sagaing Hill, Kaung Hmu Daw Pagoda, U Min Thonze, Soon Oo Pon Nya Shin Pagoda‘ya gidiyoruz. Konusu açılmışken; her yerde duyduğumuz padoga kule biçiminde olan budist tapınaklarına verilen ad. Stupa ise içinde kutsal emanet barındıran tapınak. Sabahın ilk saatleri yağmurlu. Uzak doğuda yağmurlu havada yapılması gerekeni yapıyoruz, yağmurluk ve altımızda terlikler ile yolumuza devam ediyoruz. Sagaing Hill’de puslu tepede denk geldiğim küçük Budistin inanılmaz anlamlı bakışlarını fotoğraflıyorum. Sezen her ne kadar o şarkıyı Erdal Eren’e de yazmış olsa aklımda sözler çınlıyor ” Aman aman, yandım amman, kurşun gibi izler, son bakıştaki o gözler, kaldı aklımızda”…

Little Buddha- Son bakıştaki o gözler, kaldı aklımızda..

Burdan Mandalay’da en çok görmek istediğim padogaya, Mya Thein Tan Padoga‘ya geçiyoruz. Bu tapınak beyaza boyanmış ve şekil olarak kutsal dağ Meru’ya benzetilmiş. Bana annemin yıllar yıllar önce babamın olağanüstü hal bölgesi Elazığ’da işten dönmesini beklerken evde işlediği dantel masa örtülerini anımsatıyor. Her ikisinde de çok emek var. Buraya güneş en tepedeyken geçmiş bulunduğumuz için beyaz boyanın da katkısı ile güneşin altında kavruluyoruz.

Ardından karşısında bulunan Mingun Pahtodawgyi‘ye geçiyoruz. Bu tapınağın hikayesi bir hayli ilginç. Kral Bodawpaya, stupanın inşaasında binlerce savaş esiri ve köle kullanıyor. İnşaat aynı zamanda halka ve devlete de ağır bir yük olarak görüldüğü için ortaya bir kehanet atılıyor. Bu kehanete göre stupanın inşaası bittiğinde ülke de yıkılacak. Bir diğer varyasyona göre de stupa inşaasının bitişi ile kral ölecek. Bu durumda geriye tek bir şeçenek kalıyor, o da stupanın inşaatının yarım bırakılması. Bugün bile tapınak bitmemiş durumda.

Yine bir manastır ve yine teak. Mandalay’daki teak manastırlara aşık olduk

Sıradaki durağımız Inwa şehri. 13. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar Burma krallıklarının eski imparatorluk başkenti. Şehre gidebilmek için önce nehir seyahati için motor tutmak, indiğimiz yerde de ne yazık ki at arabasına binmemiz gerek. Bu kısımdan nefret ediyoruz. At arabasını kullanan kişiye de bunu açık bir şekilde ifade ediyoruz. Birkaç tesellimiz var. Öncelikle atların sağlığı ve koşulları gayet iyi. Diğeri ise at arabasını kullanırken kırbacı vurmadan sadece göstermesi. Bu tatsız yolculuktan sonra yine teak ağacından yapılmış olan Bagaya Manastırına gidiyoruz. Nan Myin kulesinin bulunduğu yerden hiç de ucuz olmayan bir fiyata teak heykel alıyoruz.

Rahip arkadaşım ve ben

Mandalay’daki son destinasyonumuz. En güzelini en sona bırakmıştık. U-Bein Bridge. Köprü 1.2 km uzunluğunda. Teakten yapılmış ve dünyanın en eski ve (bir zamanlar) en uzun tik ağacı köprüsü olduğuna inanılıyor. Adeta 90’lı yılların Tunalı Hilmi’si; herkes burda. Rahibi, genci, yaşlısı, bebeği. Köprü üstünde yemek satılıyor. Erkekler kızlarla cilveleşiyor. Hepsi bu köprünün üstünde gerçekleşiyor. Yaşlı bir rahiple yollarımız kesişiyor. Onunla budizm üzerine konuşma fırsatı buluyorum. Mandalay’da budizmin günümüze ulaşan en eski Budist mezhebi olan Theravada Budizmi olduğunu ve bu mezhebin bir nevi ortodoksluğa (tutucu) benzediğini öğreniyorum. Bu açıklama sayesinde pek çok padogada gördüğüm “Bu çizgiden ileriye kadınlar geçemez” yazısı anlam kazanıyor. Bu arada kadınlar rahip olamıyor. Peki neden buna rağmen manastırlara kapanıyorlar? Cevabı Budizmin reenkarnasyon inancında gizli. Bu şekilde bir sonraki hayatlarına erkek olarak gelebileceklerine inanıyorlar(!). Ya Buddha mı gol değil? Buddha mı kadınları sevmiyor, kollamıyor? Rahip, tek renk giyinmeleri ve tek tip saç kesimleri kimsenin kimseden farkı olmadığını göstermenin bir yolu olduğunu ifade ediyor, ayrıca manastırdaki ekollerinin ayrıldığını, meditasyon kökenli ve vücut dilli yoğunluklu olduğunu söylüyor. Rahiplerin de holy olan ve olmayan olacak şekilde ikiye ayrıldığını öğreniyorum. Holy olanlar evlenemiyor ama diğerleri evlenip çoluk çocuğa karışabiliyor. Benim konuştuğum adam yıllarca öğretmenlik yapmış ve emekliye ayrıldıktan sonra rahip olmaya karar vermiş. 20 senedir de manastırdaymış. Sadece din üzerine konuşmuyoruz tabi. Mesela 2011 yılında sivil yönetimle birlikte ülkenin kalkınmaya başladığını anlatıyor. Gerçekten ülke geçmişi askeri cunta öncesi ve sonrası olarak ikiye ayrılmış. Bu kadar uzun süre boyunca bu yönetimin devam etmesi ülke ekonomisi de dahil olmak üzere pek çok ilerlemeye ket vurmuş.

U-Bein Köprüsünde gün batımı. “Sular sarardı, yüzün perde perde solmakta, kızıl havaları seyret ki akşam olmakta…

Myanmar genelinde çok enteresan bir şey yaşıyoruz. Herkes sanki biz ünlüymüşüz gibi bizle fotoğraf çektirmek istiyor. Uzak Doğu kültürü diyorum. Daha önce de dalış turlarında benzer durumları yaşamışlığım var. Ama yine de insan kendini bir garip hissediyor.

U-Bein köprüsünde mükemmel bir şekilde günü batırdıktan sonra ertesi gün ilk şehirlerarası uçak seyahatimizi yapıyoruz. Bu seyahatleri biraz daha detaylandırmak isterim. Alıştığımız havaalanlarından biraz farklı havaalanlarını kullanıyoruz. Zamanı geldiğinde tabelalı görevliler görüyoruz. Uçağımıza da pistten yürüyerek geçiyoruz. Uçaklar planör şeklinde ama bizde daha çok bir otobüs intibası bırakıyor. Sıvı sınırlaması yok, haliyle kontrol de yok. Heho’ya 1.5 saatlik uçuş ile geçiyoruz. Havalimanından 1 saatlik pahalı (35 USD) bir taksi yolculuğu ile Inle Lake‘e ulaşıyoruz.

Inle Lake Resort gölün kıyısında inanılmaz güzellikte bir otel. Wet season başlangıcında olduğumuz için bomboş. Çok enteresan bir şekilde her gün 2 ila 5 saat arası elektik kesiliyor. Dünyadan soyutlanıyoruz. Odamız manzaraya nazır. Otelin spasında masaj yaptırıyoruz. Güneşi batırıyoruz. Otelin restoranında Myanmar’a özgü bir atıştırma tabağı olan Laphet Thoke (çay yaprağı salatası) yiyorum. Özel bölmeli tabakta gelen bu yemeğin içinde kavrulmuş yerfıstığı, susam, yağda kızartılmış sarımsak ve salamura çay yaprakları bulunuyor. Epey lezzetli.

Laphet Thoke (çay yaprağı salatası)

Ertesi gün gölde pirog denen uzun tekneyle geziyoruz. İlk defa burda gördüğüm su üstündeki domates tarlaları oldukça enteresan. Gümüş atölyelerini geziyoruz. Myanmar simgelerinden biri olan balık şeklinde kolye ucu alıyoruz. Balığın inanılmaz ince bir işçiliği var. Kuyruk aşağı yukarı hareket ediyorsa dişi, sağa sola ise erkekmiş. Burdan dokuma atölyelerine geçiyoruz ve beni en çok etkileyen lotus liflerinden yapılan kumaş oluyor. Çok emek isteyen bir iş. ÇOK PAHALI bir kumaş. Sadece eşarp bile 200 USD idi. Hayatımda daha yumuşak bir kumaşa dokunmadım. Dokudukları kumaş ile holy rahiplere kıyafet yapılıyor. Peki rahiplerde değirmenin suyu nerden geliyor? Nasıl oluyor da bu kumaşı almaya yetecek parayı buluyorlar? Halk para topluyor ve kıyafeti onlar alıyor.

Burdan çıkıp Myanmar Purosunun yolculuğuna tanık olmaya gidiyoruz. O kadar betimlenecek bir durum yok, köylü teyzeler oturmuşlar, bir yandan dedikodu yapıyorlar, bir yandan da puro sarıyorlar. 3 çeşit puro yapılıyor. Sert içim (ağır tütün), yumuşak içim (muz) ve şekerli (rezene). Filtreleri mısırdan yapılıyor. Burda çok iyi pazarlık yapabiliyoruz. Shwe Indein Padoga‘ya geçiyoruz.

Dönüş yolumuzda gün batımını yerli balıkçıları fotoğraflayarak geçiriyoruz. O kadar alışıklar ki fotoğraflarının çekilmesine, resmen işi gücü bırakıp poz veriyorlar. Tek bacakları ile tekneyi yönlendirip ellerinde de sepetleri taşıyorlar. Balık tutma teknikleri bizdeki iki tekniğin karışımı gibi. Zıpkına benzer 4 dişli bir mızrapları var, sepeti suya daldırıp mızrabı sepet içine saplıyorlar. Tek ayak ile kürek çekmeyi denesem de başarısız oluyorum ve balıkçıları kendi hallerine bırakıyoruz, rahat bir nefes alıyorlar. Keyfimiz yerinde.

Myanmar’ın mükemmel gün batımlarından bir diğeri, bu sefer balıkçılarla bir başka güzel…

Inle Lake’i çok beğeniyoruz. Su ile yaşamaya ne kadar güzel evrilmişler. İnsanlar çok güler yüzlü. Her yerde mingalarbar (merhaba) diyen insanlar var. Aklıma ülkemde havada asılı kalan merhabalarım geliyor. Burda o merhabalar hep karşılık buluyor. Ne mutlu bana.

Inle Lake’ten 40 dakikalık uçuş ile Bagan‘a geçiyoruz. Bagan benim bu seyahat için favorim-di. Tam bir padoga cenneti. Çok heves etmiş olsam da balon turu sezonu wet seasonın başlaması ile kapanmış. Bir de o masalsı gün doğumu ve batımı fotoğraflarının çekildiği Shwesandaw Pagoda’ya , bir turistin düşmesi nedeniyle tırmanmayı yasaklamışlar. Otelimiz Bagan Thande. Midelerimiz kötü olduğu için ne yazık ki restoranında çorba ve pirinç dışında hiçbir şey yiyemiyoruz.

Bagan’da tapınaklara doyuyoruz. Zamanında 10 binin üstünde olduğu düşünülen padoga sayısı bugün 2000 civarında. Depremden zarar gördükleri için UNESCO Dünya Mirası listesine alınmamışlar-dı. Bu duruma ne kadar üzüldüğünü söyleyen araç şöförü halen aklımda. Neyseki Myanmar seyahatimizden 1 ay gibi çok kısa bir süre sonra bu listeye giriyor.

4 “en” padogayı önceliklendiriyoruz:

1- En kutsal: Shwezigon Padoga, çünkü bu padogada Kakusandha’nın asası, Koṇāgamana’nın su filtresi, Kassapa cüppesinin bir parçası ve Gautama’nın başından sekiz tutam saçı barındırıyor. 2500 yıl önce inşa edildiğine inanılıyor. Adının türkçesi “Büyük Altın Dağ Stupası”. Stupanın kaidesi, gerçek altın plakalarla kaplanmış tuğlalardan yapılmış. E tabi, Myanmar’a boşuna altın krallık denmiyor.

Başak tam olarak burda kendini iyi hissetmemeye başlıyor ve kenarda bir yere kıvrılarak yatıyor. Gıda zehirlenmesi. Seyahatin geri kalanı boyunca, ne beni ne Başak’ı bırakmıyor. Bu arada Başak da ben de kolay kolay zehirlenmeyiz. Su konusunda önden uyarıldığımız için kapalı şişe dışında su da tüketmedik. Ama oldu bir şekilde. Neyse en azından slim fit olma yolunda ilerleriz, fena mı.

2- En güzel olduğu iddia edilen: Ananda Padoga, yüksek ihtimal bugüne kadar kendini koruyan nadir eserlerden oldyğu için en güzel olduğu söyleniyor. Ben Mandalay’daki teak manastırları tercih ederim. Buda’nın en gözde öğrencisi Gautama’ya ithafen 1105 yılında yapılmış ve içinde 9.5 metre boyunda altın kaplamalı Buddha heykeli bulunuyor.

3- En büyük: Dhammayangyi– wikiden araştırınca çıkan hikaye enteresan, babası Alaungsithu’yu ve ağabeyini öldürerek tahta çıkan Narathu, muhtemelen bu en büyük tapınağı günahlarının kefareti için inşa etmiş. Tapınağın lanetli ve hayaletli olduğuna inanılıyor. Valla biz çok beğeniyoruz. Çimlerinde de yalın ayak bol bol yürüyoruz.

4- En yüksek: Thatbyinnyu. Yaklaşık 66 metre yüksekliğinde. Ağaçların üstünden gözüken kubbesi büyüleyici. Depremlerde çok hasar görmüş ama Çin desteği ile restore edilebilmiş.

Gün batımını şehirdeki tek yükseltinin olduğu küçük tepede izliyoruz. Gün doğumunu da Nan Myint kulesinden izleme kararı alıyoruz.

Nan Myint kulesi manzarası- Bagan’da ne kadar fazla tapınak olduğuna yükseltiden şahit oluyor insan

Aynı gün Mount Popa‘ya geçiyoruz. Yol kenarında hiçliğin ortasında kenarda arabaya el kol yapan ya da çömelmiş oturan dilenciler dikkatimi çekiyor. Gerçekten çok garip çünkü öğrendiğim kadarı ile bu yol öyle çok fazla insanın geçtiği bir yol değil.

Mont Popa yolu kenarında bekleyen dilenci

Araba seyahatimiz bittiğinde karşılaştığımız görüntü de hayli enteresan. Eğer bu dağa ben bir isim koysaydım tartışmasız Maymun Dağı derdim. 777 basamaktan Toung Kalat‘a çıkıyoruz. Basamak sayısı çok gibi dursa da bizi esas yıpratan maymun çiş ve kakasına basmadan yürümeye çalışmak oluyor, Başak ne yazık ki kaçamıyor, basıyor. Bu seyahatin talihsizi Başak. Tepe manzarası yemyeşil. Bol esintili.

Yok canım ne esintisi

Jaggery ve palm şarabı yapılan köye uğruyoruz. Jaggery denen şey aslında koyu kahverengi palmiye şekeri. Beyaz şekerden daha sağlıklı olduğu, bağışıklık sistemini kuvvetlendirdiği söyleniyor. Viski ispirto tadında. Şarap da daha çok biraya benziyor. Tadını beğeniyorum ama alkol oranı düşük olduğu için hızlı bozulduğunu ve yolculuk için uygun olmadığını öğreniyorum.

Seyahatimizin son durağı olan Yangon‘a geçiyoruz. Hotel G Yangon Myanmar genelinde alışık olmadığımız bir modernlikte. Ayrıca diğer şehirlerin aksine çok fazla turist bulunuyor. Son günümüzde Bogyoke Market‘e geçiyoruz. Pazardan bu bölgeye has kahve alıyorum. Hikayenin sonu güzel bir şekilde bitiyor.

Ama, herşey 2021 Şubat’ında tekrar geri sarıyor. Ülkede sadece 10 yıl sürebilmiş olan demokrasi Şubat 2021 darbesiyle birlikte bozuluyor. Sabah aerobiği yapan kızın arkasında parlemento binasını basan zırhlı araçların olduğu viral video aklımdan çıkmıyor. Bu tarihten sonra artan protestolar ve protestoculara uygulanan orantısız güç gösterileri ile ülkede istikrarsızlık ve kaos baş gösteriyor. Aklıma hep U-Bein köprüsünde konuştuğum rahibin lafları geliyor. Ülke demoktarik kazanımlarının hepsini tek tek kaybediyor. Bu kadar güzel bir ülkenin bu şekilde çalkantılarla mücadele ediyor olması ve en büyük zararı yine sivil halkın görüyor olması gerçekten çok üzücü. Dileğim bir an evvel demokrasilerine tekrar kavuşmaları.

Myanmar Videom

Okumalık Dinlemelik

Myanmar Müzik Listesi-Ortaya karışık

https://www.goodreads.com/review/list/47599687?shelf=myanmar- güzel bir okuma listesi


Leave a Reply