Çocukluğuma dair hafif puslu anılarım var… Bir bayram sabahı Moby Dick çizgi filmini izlemişim, o kadar çok sevmişim ki anneme gidip devamını izlemek istediğimi söylemişim. Annem de -muhtemelen beni başından savmak için- bir sonraki bayrama demiş. O bayram hiç gelmemiş ama ben hep heyecanla beklemişim. Şimdi hatırlıyorum da, büyüyene kadar sessizce Moby Dick’i sayıklamışım, büyüyünce de kalbimin derinliklerine gömmüşüm. Büyüklerin dünyasında bu tür hayallere yer yok diye düşünmüşüm.
Yıllar sonra dalışa başladıktan sonra cesaretim arttıkça ve yaşım ilerledikçe, maddi durumumun bana verdiği yetkiye dayanarak derinlere gömdüğüm hayallerimi yeniden canlandırmaya karar verdim ve Moby Dick ile tanışma kararı aldım. Moby Dick, nam-i diger İspermeçet balinası ile yüzebilmek dünyanın çok az yerinde mümkün. Dominika (çok pahalı), Azorlar (düşük ihtimal) ve Mauritius. Araştırmalarım sonucunda Mauritius’ta karar kıldım. Bunun en önemli sebebi Reunion ile bu geziyi birleştirmek olsa da, vize almayı başaramadığım için kambur balinaları yavruları ile görebilme hayalimi başka bir zamana ertelemek zorunda kaldım. Zaten hali hazirda kendileri ile Norvec’te tanismistim.
Londra’dan Air Mauritius ile 12 saat süren bir uçuşla adanın güneyindeki Sir Seewoosagur Ramgoolam Havalimanı’na ulaştım ve kiraladığım Suzuki marka bassan da gitmeyen arabayı teslim aldım. İlk planımda Reunion’dan Mauritius’a 4. günde geçmeyi düşündüğüm için otel rezervasyonum yoktu. Son dakikaya kaldığımdan, fiyat olarak avantajlı olan kuzey bölgesinde bir ev kiraladım. Tatilin geri kalanında bu tercihimde hata yaptığımı fark edecektim. Galler’deki yalnız günlerimin üstüne bir de yalnız seyahate çıkınca, her günü bir aktiviteyle doldurdum. Ancak küçük bir stratejik hata yapmışım. Şöyle ki, kuzey bölgesinde kaldığım 4 gün boyunca güneydeki aktivitelere, güneyde geçirdiğim son 3 gün boyunca da kuzeydeki aktivitelere katılma gafletinde bulundum. Tamamen bilinçsiz bir organizasyon. İnanması güç, ancak Mauritius trafiği iftar öncesi E5 ya da maç çıkışı İnönü Stadı’nın önü gibiydi. Her gün neredeyse 1 saat gidiş ve 1 saat dönüş olmak üzere toplam 2 saatimi trafikte geçirdim.

Bahsettiğim onlarca aktiviteden su altı şelalesi, gerek manzarası, gerekse hayatımda ilk helikopter maceram olması nedeniyle en favorilerimden biri oldu. Keşke daha uzun sürseydi, keşke trafiği bu şekilde atlatabilseydim. Sadece mercan resiflerinin üstten görünüşü değil, yağmur ormanları ve meşhur Le Morne Brabant manzarası da beni benden aldı. Hikayesi gerçekten enteresan. Bu dağ, 19. yüzyılın başlarında kölelikten kaçan göçmen Maroonlar ve diğer kişiler için bir sığınak olmuş. Rivayete göre, 1835’te köleliğin kaldırılmasından sonra, kaçaklara özgür olduklarını bildirmek için bir polis ekibi gönderilmiş. Ancak, polisin dağın eteğine varışı eski köleler tarafından yanlış anlaşılmış ve yeniden köleleştirileceklerini düşünerek zirveye tırmanmışlar. Efsaneye göre, yakalanmaktansa okyanusa atlayarak intihar etmeyi seçmişler.
Su altı şelalesi ise aslında bir illüzyon, ama bu onun doğru açıda gerçeküstü görünmediği anlamına gelmiyor, gerçekten çok etkileyici. Esasen kum ve kil tortullarının sürekli hareketiyle oluşuyor ve şu an kite sörfçülere ev sahipliği yapıyor.

Orijinal planda, Mobi Dick ile 5. gün Vitamin Sea ile yapacağım özel turda tanışmayı planlamıştım. Ancak, ilk günkü, kalbimin 185 bpm hızla çarptığı Black Forest tırmanışımda (son 3 yılda aldığım 15 kilonun da etkisi olabilir) tanıştığım bağlantılar ile düşük bütçeli başka bir tekne turuna daha adımı yazdırdım.
Ve sabırsızlıkla beklediğim tanışma 28 Ağustos’ta gerçekleşti. Evet, belki bu benim balina ile ilk yüzüşüm değildi. Daha önce Norveç’in soğuk ve karanlık sularında kambur balinalar ile yüzmüşlüğüm vardı. Fakat ispermeçet balinaları, kambur balinalara oranla çok daha heybetliydi. Ayrıca, balenli değil, dişli balina olması, kambur balina kadar kıvrak olmaması (bu özellik insanlara çarpmamak için kritik) ve Moby Dick’ten günümüze kadar gelen ününün çok da masum olmaması nedeniyle korkmadığımı söyleyemem.
Boyutuna bakacak olursak; şanslı 8 fili uç uca bağlasak bir ispermeçet uzunluğu elde edebiliyoruz:

Bilmeyenlere İspermeçet 101 dersi verilir. Efendim, bu balina, Dünya’da yaşamış en büyük beyne sahip canlı. Baş kısmında zamanında balina avcılarının sperm olduğunu düşündüğü (erkekler bu konuda da yaratıcılıklarını ortaya koymuş), ancak sonrasında spermaseti adıyla anılmaya başlanan bir madde bulunuyor. Uzun yıllar balina avcılığında popüler olmasının sebebi bu sıvının yağ lambalarında, yağlayıcılarda ve mumlarda kullanılmasıymış. İşin ilginci, bu sıvının işlevi tam olarak bilinmemekle birlikte, yüzerliğine yardımcı olduğu düşünülmekte.

Benden çok olmasın ama pek bir oburlar, günde yaklaşık bir ton balık ve kalamar tüketiyorlar. E Mauritus’un da kalamarı balina dünyasında meşhur, o sebeple burda toplaşıyorlarmış. James Cameron’dan sonra dünyanın en derine dalan memelilerinden biri; kaydedilen en derin dalış 2035 metreymis ama midelerinde bulunan içerikler nedeniyle daha derine dalabildikleri düşünülmekteymis. Bu derinliklerde maruz kalacağı basıncın, atmosferik basıncın 200 katından fazla olduğunu aklıma geldikçe içim ürperiyor.
Biz yukarda yüzerken dipteki 15 balina grubunun sadece 2-3 tanesini görebiliyorduk. Seyir halinde yüzeye bu şekilde daha küçük gruplar halinde çıkıyorlarmış.
Bu gözler 30 Ağustos’taki atlamalarımın birinde annesininin dibinden ayrılmayan yavruya da denk geldi. Yavru derken herhalde 4 fil büyüklüğünde bir balinadan bahsediyorum.

Peki bu balina turları yasal mı? Yasal olsa bile etik mi?
Aslında, 2023 yılında balinalarla yüzmek yasaklanmış. Bu bilgiyi bu satırları yazdığım şu an itibarıyla öğrenmiş bulunuyorum. Çünkü Birleşik Krallık’ta iken internette bulduğum turları düzenleyen kime yazdıysam kimse bu yasaktan bahsetmedi. Oraya gidince gördüğüm şey de öyle gizli saklı yasaklı gibi gözükmüyordu. Düşük bütçeli tur dahi gayet bilinçli bir şekilde yaklaşıyordu balinalara. Hissiyatım, yasağa rağmen göz yumulduğu şeklinde oldu.
Su altında bolca vakit geçirmiş ve balina aşığı biri olarak gönül rahatlığı ile söyleyebilirim ki balinaların rahatsız olması gibi bir durum yok. Suya atlayan kişi sayısı sınırlı ve bu kişiler de balinalara çok yaklaşmama konusunda uyarılıyorlar. Zaten onlara yaklaşmak da cesaret istiyor. Ayrıca, balinalar sıkıldıklarında derin dalışlarını gerçekleştiriyorlar; yani hayvanlar özgürce hareket edebiliyor. Açıkçası, balinaların avlanmasındansa, yanlarında yüzülmesini tercih ederim.

Maritius’un sualtı dünyası nasıl mı? Adanın dalış noktaları kuzeyde ve tropik deniz canlılarının pek çoğunu görmeniz mümkün. En favori dalış mekanım listesine girmese de, kaplumbağalar, kurbağabalıkları, balonbalıklarıyla ve tabii bir de GoPro’mun su almasıyla aklımda yer etti. Makine hakkın rahmetine kavuşmadan hemen önce çektiği son fotoğraf ise adeta tarih sayfalarına geçti.

Mauritius’un su üstü nasıl? Yol yanında boylu boyunca uzanan şeker kamışı tarlaları, yer yer yağmur ormanları, reggae’ye benzeyen ancak seggae diye anılan müzikleri, Fransızcaya benzeyen ama başka bir dil olan Mauritius Kreolu, batı kıyısındaki inanılmaz güzel gün batımları, şeker kamışının olduğu her yerdeki gibi romlu mükemmel kokteylleri ve dost canlısı insanları ile Mauritius gerçekten çok güzel bir ada.
Mauritius’un ilk yerleşimcileri Arap ve Malay denizcileriymiş. Bu denizciler, adayı keşfetmiş olsalar da kalıcı yerleşim kurmamışlar. O işi Hollandalılar 17. yüzyılda halletmiş. 1598’de Hollanda Doğu Hindistan Şirketi adına adayı keşfeden Hollandalılar, 1638 yılında adaya yerleşerek kalıcı bir koloni kurmuşlar ancak 1710’da gitmişler. Adaya Mauritius adını Hollanda prensi Maurice van Nassau’nun onuruna vermişler. Hollandalılar bence New Amsterdam’daki hatalarını tekrar etmişler. Ada, 1715’te Fransızların kontrolüne geçmiş ve adı değişmiş. Fransızlar, adaya Afrikalı köleler getirerek şeker kamışı ekmiş. 1810’da ise İngilizler adayı ele geçirmiş ve tekrar “Mauritius” adını vermiş.
Mauritius Kreol kültürü Fransız, Hint ve Afrika karışımı imiş. Bu durum sadece dillerine değil, yemeklerine, müziklerine, edebiyatlarına da yansımış. Tanıştığım kişilere ister istemez nerelisin, kökenin nere sorusunu sordum. (Türklüğümü reddedecek değilim) Aldığım cevap netti: Biz Mauritius’luyuz.
İnsanlar güneş ile kalkıp güneş ile yatıyordu. Geceleri açık yer bulmak zordu. Ama bu kadar atraksiyon yapınca zaten gece çok da halim kalmadı. Hikingi, dalışı, zipline’ı, helikopteri derken vakit nasıl geçti anlamadım.
Güzel insanlar tanıdım, güzel yemekler yedim. Balinalar ile dilediğimce yüzdüm. Yarasa ve maymunlarla dolu ormanlarında bol bol yürüdüm. Tam doğa içinde kaybolmuşken İstanbul trafiği ile kendime geldim. Reunion’a gidemediğim için nasıl vakit geçecek diye düşünüp duruken günlerin nasış geçtiğini anlamadım. Ne yaptıysam yapayım geri dönüş gününü öteleyemedim.
Moby Dick ile sözleştik. Arayı açmadan tekrar görüşeceğiz.
O zamana kadar esen kalın efem…












