Hayaldi, gerçek oldu!
Sene 2000. Lisede Biyoloji Tübitak takımındayım. Eski güzel günlerde müfredatımızda da olan evrim teorisini konuşuyoruz. Charles Darwin’e bu teoriyi ortaya atabilecek gözlemleri sunan takım adalara aklım gidiyor. Sonra araya yıllar giriyor ve unutuyorum. 2006’da dalışa başlamam ile birlikte su altı belgeselleri de izlemeye başlıyorum. Gitmek istediğim yerlerin başına yerleşiyor “Galapagos”. Her sene bir bakıp devam ediyorum. Tabi Darwin’i 1835 yılında Galapagos’a götüren HMS Beagle emekliye ayrılalı çok olmuş. Şimdiki tekneler ise çok pahalı, o kadar zengin değilim. Şimdi düşününce, meğer o zamanlar ne kadar zenginmişiz, haberimiz yokmuş… Sene 2022. Artık isyan ediyorum ve diyorum ki o sene bu sene. Eğer şimdi yapamazsak gelecekte hiç yapamayacağız. Başak’a bu fikrimden bahsediyorum. Başta mırın kırın, ama sonra o her zamanki koşulsuz teslimiyet 🙂
Hayalimin bana verdiği yetkiye dayanarak Haziran’daki seyahatin tüm detaylarını Ocak ayında hallediyorum. İyi ki de hallediyorum çünkü seyahat öncesi o kadar olayla uğraşmak durumunda kalıyoruz ki, eğer bu döneme bıraksaymışım kesin bir sürü aksaklık yaşarmışız. Hal böyle olunca, seyahat heyecanı seyahatten sadece 1-2 gün önce basıyor.
Ve o beklenen gün gelip çatıyor. Türlerin kökenine inmeye gidiyoruz. Önce 15 saatlik bir uçuş, Bogota. Akabinde Panama City. Burada 3 saat bekledikten sonra Guayaquil yolcusu kalmasın.
Peki para bozduracak mıyız? Hayır, çünkü Ekvator’da Ekim 2000’de para birimini “Sucre”den “Dolar”a değiştirmişler. Bu durum turist olarak avantajlı gibi gözükse de ülke vatandaşları için üzüldüğüm bir konu oldu. Bununla ilgili haberlerde şöyle bir cümleye denk geldim: “Ülke ekonomisinin kötü gidişini önleyemeyen hükümet, çareyi ulusal para birimini değiştirmekte buldu.” Umarım bizim başımıza gelmez.
23 saatin üstüne daha da vakit kaybetmeden bir gece konaklayacağımız Casa Marie’ye geçiyoruz. Sonunda ayakları uzatarak yatmanın dayanılmaz hafifliği. Ertesi gün Galapagos uçuşu öncesi 20 USD vererek Galapagos vizesi alıyor ve çantalarımızı kontrol ettiriyoruz. Bu, Galapagos için rutin bir prosedürmüş. Ve yaklaşık 2 saatlik bir uçuştan sonra Seymour Havaalanına iniyoruz. Burası 2012’de dünyanın ilk “yeşil havalimanı” olmuş. Şöyle ki; Amazon’daki petrol sondaj operasyonlarından alınan geri dönüştürülmüş çelik borulardan yapılmış terminal güneş enerjisi, rüzgar rüzgar türbinleri ve deniz suyunun tuzdan arındırılması gibi temiz, yenilenebilir teknolojileri kullanıyor. Havalimanına adımımızı attığımız anda Milli Park giriş parası olan 100 USD’yi veriyor ve pasaportlarımıza en güzel damgayı bastırıyoruz.

Şu arkamızda gördüğünüz yürüyüş yolunun üstü solar enerji panelleri ile kaplı
Havalimanından önce 20 dakikalık bir yolculuk ile Baltra adasının güneyine ulaşıyoruz. Itabaca Canal’dan 5 dakikalık bir feribot yolculuğu ile Santa Cruz’a, buradan da 1 saatlik bir otobüs seyahati ile Puerto Ayora’ya geçiyoruz. Önce seyahatimiz boyunca interneti hiç çekmeyecek olan Movistar’dan hat alıyoruz, akabinde de Başak’ın hayalini kurduğu karideslerin ve cevichenin tadına bakmak için Laguna Beach isimli lokal restorana gidiyoruz. Tabi ki gücümüz ancak buna yetiyor ve odamıza gidip sızıyoruz. Ertesi gün, aynı yolu geri dönerek havalimanında Aqua teknesine gelecek olan diğer 14 talihliyi bekliyoruz.

Isabel Adasının volkanlarına nazır
Ekip 1-2 fire dışında gayet keyifli insanlardan oluşuyor. Almanı, Hollandalısı, Amerikalısı ve Yeni Zelandalısı ile Temel fıkralarını aratmayacak bir grup ile Pasifik’e açılıyoruz. Baltra’daki Check Dive’ın ardından deniz atı şeklinde benzeyen ve Galapagos adalarının en genç ve yüz ölçümü ile en büyük adası olan Isabela’ya geçiyoruz. Bu ada 6 volkana ev sahipliği yapıyor. İşin ilginci bu 6 yanardağın 5’i halen aktif. Hatta en son patlama Ocak 2022’de Wolf Volkanında yaşanmış. Ne hayvan ne de insan popülasyonu zarar görmemiş. Burda Cape Marshall ve City of Manta’da dalış yapıyoruz. Diğer gördüğüm mantalardan biraz daha büyük bir tür olan Pacific Manta ile tanışma şansına sahip oluyorum.
Sırada görmek için yanıp tutuştuğum “Arco de Darwin- Darwin’s Arch” var. 2021 Mayıs’ta doğal erozyon nedeni ile çöken kayalara adaların sakinleri Darwin’e ithafen “Los Pilares de la Evolución- Pillars of Evolution” ismini vermiş.

Darwin’s Arch’ın 2021 öncesi ve sonrası
Christian isimli rehberimizin dediğine göre su altında herhangi bir değişiklik olmamış. Bu durum gerçekten içimi rahatlatıyor. Su altında ilk kez dibe çeken akıntıyı deneyimliyorum. Tecrübesiz dalıcılar için uygun olmadığını düşündüğüm, tecrübeli dalıcılar için ise tam bir balık şöleni olarak adlandırabileceğim bir yer. Bana döndükten sonra sorulduğunda şu cevabı verebilecek kadar sevmişim “2006’dan beri gördüğüm balıkların hepsinin toplamını orda gördüm”
Peki neydi burayı kadar özel kılan? Dalışların programını şöyle anlatayım:
- Açılış,
- Akıntıya adaptasyon,
- Kendine emniyetli bir nokta seçme,
- Çekiç başlı köpekbalıklarını izleme, şanslıysan 100’e yakınını görebilme,
- Galapagos köpekbalıkları ile tanışma,
- Yeşil kaplumbağalarla samimileşme,
- 1.5 metrelik orkinoslara merhaba deme,
- Akya sürülerinin arasına dalma,
- Mabulaları izleme,
- Baraküdaları kovalama,
- Balina köpekbalıkları ile kafa kafaya gelme,
- Yunuslarla kapanış.

Darwin’s Arch’ta gün batımı
Burda iki gün kaldıktan sonra Wolf adasına geçiyoruz. Wolf adasında da çekiç başlı köpekbalıklarına, eagle raylere, golden cow raylere doyuyoruz.
Tabi atlamam gereken bir diğer husus da ablamın Darwin ve Wolf adalarında mide bulantısı, ateş ve halsizlik şikayetleri ile rahatsızlanması. Semptomlar güneş çarpması ile benzeşince hiç süphelenmeyen biz, bu durumu takiben ateşlenen ve yataktan kalkamayan 3. kişide testin pozitif çıkması ile ayılıyoruz. Ablam benim; kendisini 2 sene boyunca uçan sinekten korudu, seyahat etmedi ve evden çıkmadı. Tüm bunlara rağmen, ilk seyahatinde Covid onu yine de buldu. Neyse ki hafif atlattı ve ikinci gününde dalış yapabildi.
Isabela adasının bu sefer batı kısmına, Fernandina adasına geçiyoruz. Vicente Roca Point dalış noktamız. Su bu bölgede bir hayli soğuk. 15 dereceye dalış yapıyoruz. Bu sayede de hayatımda ilk defa Mola Mola görme şerefine nail oluyorum. Zamanında 2009 senesinde onu görmek için Bali’ye gitmiş, göremeden gelmiştik. Aynı sene Çanakkale kıyılarına ölüsü vurmuştu. Çok da üzülmüştüm. Kendisini görebilmek Galapagos’a nasipmiş. Tepsi gibi yüzü, enteresan yüzgeçleri, yassı vücudu ve garip yüzüş stili ile su altının tartışmasız en garip hayvanı.

Mola Mola ile tanışma anım
Akabinde Cape Douglas’ta deniz iguanalarına dalıyoruz. Bu hayvanlar sadece Galapagos adalarına özgü sürüngenler. Okyanusta algleri yerken yuttukları tuzu uzaklaştıran bezleri varmış, hapşırık gibi bir şekilde tuzu burun deliklerinden dışarı atıyorlar. Kuyrukları yüzerken ekstra itici güç sağlıyor. Ayrıca yüzüş stilleri bu şekilde çok güzel gözüküyor. Godzilla filmi kesinlikle bu hayvanlardan esinlenmiş.
Aynı dalışta Galapagos Penguenini ve uçamayan karabatağı-flightless cormorant su altında görüyorum. Uçamıyor olabilir ancak su altındaki performansı taktire şayan. Diğer deniz kuşlarına göre balık avlamada en başarılı olan kuş olduğunu öğreniyorum.
Bu dalışta beni en çok eğlendiren enstantanelerden biri çekmeye çalıştığım deniz iguanasını kıskanan ve sürekli kadrajıma girmeye çalışan yavru deniz aslanı oluyor. İşi deniz iguanasını kafasıyla itmeye kadar ilerletiyor. Bana da bu eğlenceli anı çekmek kalıyor.

Çevresindeki dalıcıları kale almayıp karnını doyurmaya çalışan deniz iguanası
Son dalışlarımızı Santiago adasında Cousin’s Rock bölgesine gerçekleştiriyoruz. Bu bölgede de bol bol deniz aslanı ile oynama şansına sahip oluyorum.
Dalışlarımızı mükemmel bir şekilde bitirip Santa Cruz’a dönüyoruz. Highlands’te bulunan ve milli parkın bir parçası olan El Chato Tortoise Reserve’e dev kara kaplumbağalarını görmeye gidiyoruz. Galapagos eski İspanyolca’da kara kaplumbağası demekmiş. Bu tosbağalar 600 pounda (yaklaşık 280-300 kiloya) kadar büyüyebiliyormuş. Ne kadar yaşadıkları hakkında hakkında henüz kesin bir bilgi yok. Ama Darwin’in 1836’da Avrupa’ya götürdüğü kaplumbağalar 2007’ye kadar yaşamış.

Huzurunu kaçırdığımız zavallı kaplumbağa
Bu ziyaretimizi de tamamladıktan sonra çok sevdiğimiz teknemiz Aqua‘*ya veda ediyoruz. 1.5 gün daha geçireceğimiz Puerto Ayora’a gitmek için 4’ü Covid olan 5 kişi ile bir pick-upa sıkışıyoruz. Ertesi gün Santa Cruz adası turuna katılıyoruz. Tortuga Bay, Las Grietas ve El Garrapatero’ya gidiyoruz.

-Arkadan ücretini uzatamayan var mı?
Galapagos’ta toplam 56 yerli kuş türü var. Bu kuşlardan 45’i takımadalara özgü, yani dünyanın başka yerinde görülemiyor. Kuş türlerinden özellikle bazıları çok popüler. En popülerlerinden biri olan mavi ayaklı sümsük kuşu-blue-footed booby hakkında detaylı bilgi edinebiliyorum. Şu ayaklarını kaldırdıkları dans mevzusu beni benden alıyor. Erkek bir sümsük kuşunun ayakları ne kadar canlı mavi ise dişi karşısında o kadar şansı oluyor. Çünkü mavi ayak sağlık ve gençlik göstergesi. Ayrıca diğer deniz kuşlarının aksine kuluçka süresinde yumurtaları gövdeleri yerine ayakları ile ısıtıyorlar. Dansın bir diğer anlamı da “yumurtalarına en iyi ben bakarım“. Buradan da anlaşılabileceği gibi kuluçkaya yatma işini hem erkek hem de dişi kuş birlikte yapıyor. Eee, sümsük deyip geçmemek lazım.

Mavi ayaklı sümsük kuşu. Special thanks to @marscanwait
Adalarda bulunan kuşlar garip bir şekilde korkmuyor ve kaçmıyor. Nedeni basit, onları avlayan yırtıcılar yok. Biyoçeşitliliğin sağlanmasındaki en önemli nedenlerden bir tanesi de bu. Yalnız bir kuş çeşidi var ki mavi ayaklıları tehdit edebiliyor. Hırsız fırkateyn kuşu: magnificent frigatebird. Adından da anlaşılacağı gibi, hırsızlık yaparak, sümsük kuşlarının avlarını çalarak geçimini sağlıyor. Bu kuşlar yapıca iri ve 2 ay aralıksız uçabiliyorlar. Gıdılarını balon gibi şişirerek dişilerini etkilemeye çalışıyorlar.
Bir de ada genelinde kedi-köpek gibi ortalıklarda dolaşan deniz aslanı gerçeği var. Yerel halk ile çok güzel kaynaşmış durumda olan deniz aslanlarını balık pazarında balıkçı teyzelerin ayak dibinde, bankların üstünde, feribot iskelesinde görmek mümkün.

Bana deniz aslanı huzuru verin. Fotoğraf için Başak’a teşekkürlerimle…
Santa Cruz’daki 2 mekanı çok beğeniyorum. İlki fiyat performans açısından diğerleri ile kıyaslanınca makul olan Galapagos Deli, diğeri ise hayatımdaki en iyi suşiyi yediğim ancak pahalı diyebileceğim Midori. Galapagos adalarının geneli için pahalı diyebilirim. Turistlerden gelen paranın bir kısmı milli parka ya da araştırma kurumlarına gidiyor, bu sebeple içim rahat. Bir yandan da okuduğum kitaplardan turist sayısının kontrolsüz artışının hayvanların üstünde olumsuz olabileceği yönünde görüşler bulunmakta.
Kalbim buruk bir şekilde adayı terk edip Guayaquil’e döndüğümde anakaranın Galapagos’a göre daha tropik ve çok daha uygun fiyatlı olduğunu keşfediyorum. Ancak, 2000 yılında öngörülenin aksine dolara geçmek ülkenin ekonomik durumunu çok da geliştirmemiş. Bilakis bozukluklar hariç kendi paralarını basamaz hale gelmişler. Son dönemde 6 kentte ilan edilen OHAL, benzin fiyatlarındaki artış, işsizlik sorunu, tarım fiyatlarının düzenlenmemesi gibi sebeplerden ötürü hükümet ve cumhurbaşkanı karşıtı protestolar devam etmekteydi. Bu protestolardan ötürü halkına daha da çok ısındığım ülkeyi biraz daha keşfedebilmek için iç güveysinden hallice İspanyolcam ile korsan taksi ayarlıyorum. Taksi bizi sırasıyla Parque Historico’ya götürüyor. Buranın bir nevi hayvanat bahçesi olduğunu fark edince pişman oluyorum. Buradan çıkıp önce Monumento al Sagrado Corazón- Kutsal Kalp Anıtına, akabinde de Cerro Santa Ana’ya geçiyoruz. Ekvator’un en büyük şehri diye geçen Guayaquil’e tepeden bakınca aslında şehrin çok da çekici olmadığı görülebiliyor. Bana en enteresan gelen hususlardan biri Guayas Nehri üstüne kurulmuş ve çeşitli semtleri birbirine bağlayan ve toplu taşıma olarak kullanılan teleferik sistemi oluyor.
Şehir çok güzel bir efsaneyi adında barındırıyor. Zamanında bu bölgede yaşayan halk olan Huancavilcas’ın komutanı Guayas, güzel ve savaşçı Quil ile evli. Her ikisi de bölgeyi fetheden İspanyollara teslim olmayı reddediyor. Ama tabi ki tüfeğin üstün gelmesi ile belli bir süre sonra İspanyol kuvvetleri ikisini de esir alıyor. Guayas, özgürlükleri karşılığında nerede saklandıklarını yalnızca kendisinin bildiği muazzam hazineleri vermeyi teklif ediyor, Hispanikler de teklife atlamak suretiyle hamle yapıyor. Şimdi Cerro Santa Ana olarak adlandırılacak olan bir tepenin zirvesine gidiyorlar. Guayas, hazineyi kapatan taşı kaldırmak için bir hançer istiyor ve bu hançer ile önce eşinin sonra da kendi kalbine saplıyor. Hüzünlü ama güzel bir hikaye…

Şehre adını veren Guayas ve Quil
Ertesi gün alış veriş için dışarıya çıkıyorum. Daha önce güvenli olmadığını okuduğum şehrin kaldırımda birden bire peydahlanan deliklere düşmediğin sürece çok da tehlikeli bir yer olmadığını görüyorum. Çikolata, kakao ve kahvelerimizi de aldıktan sonra dönüşe geçiyoruz.

Kaldırımda öylesine bir çukur
Hayal gibi bir tatilin daha sonuna geliyoruz. Çok pahalıya gelen bir gezi olmasına rağmen her kuruşuna değdiğini gördüm. Benim için bu kadar özel olan bir yere daha da yaşlanmadan ve fakirleşmeden gidebildiğim için kendimi şanslı hissediyorum. Umarım Türkiye’de** isteyen herkes benim kadar şanslı olabilir…
*: Tekneyi ayarladığım internet sitelerinin normalin üstünde olduğunu öğrendim. Ama gerekli iletişim bilgilerini edindim. İlgilenenlere duyurulur.
**: Türkiye’de kelimesini vurgulamak istiyorum. Gezi bizler için bir hayli pahalıydı. Ancak teknedeki bizim dışımızdaki 14 kişiye bakınca onlar için durumun farklı olduğunu gördüm. O kadar ki; 2 Alman arkadaşımızın 30’lu yaşların başında işlerini bırakarak Dünyayı dolaşabilecek kadar para biriktirebilmiş olduklarına, Hint asıllı bir Amerikalının 25 yaşında erken emekliliğini ilan ederek yine Dünyayı gezebildiğine tanık oldum. Umarım para birimimizin değer kaybı bir an evvel durur ve biz de daha fazla fakirleşmekten kurtuluruz.

Gezi zaten müthiş de yazı da çok güzle olmuş dolu dolu, linklere, müziklerle.. Eline sağlık 🙂
çook sağol 🙂 darısı birlikte gitmelere